Make your own free website on Tripod.com

Depremle Yaşamayı Öğrenmek?

 

 

Doğan Aksarı*

*        Jeofizik Mühendisi. e-mail : aksari@boun.edu.tr.

Boğaziçi Üniversitesi, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırmaları Enstitüsü,

Jeofizik Mühendisliği Bölümü, Yüksek Lisans Öğrencisi.

 

Tarih 17 Ağustos 1999, saat daha sabahın üçünü geçtiğini fark etmeden büyük bir gürültüyle uyandı insanlar. Bazıları bir daha uykuya dalamadı. Kocaeli Depremi. Binlerce insanın yitirildiği, binlercesinin yaralandığı veya sakat kaldığı ve bir ülkenin ekonomisinin küçülmesine sebep olacak kadar büyük bir hasar meydana getiren bir deprem. Oysa o sadece bir depremdi. Binlerce yıldır olagelen ve bundan sonra da olacak olan bir deprem.

Yer İstanbul... Trafiği, karmaşası, düzensizlik ve adaletsizlikleri ve bir türlü vazgeçemediğimiz İstanbul. Adım başı tarih kokan, hasretlerin baş oyuncusu İstanbul. Bu büyük şehir de kayıplar vermişti, hem canından hem malından. Yitirdiğimiz canlar vardı, ve bir de geri kalanlar. Hiçbir şey eskisi gibi değildi geri kalanlar için. Gidenler bizlerden de bir şeyler alıp götürmüşlerdi. Deprem enkazlarından cansız çıkan her can’la bir parçamız ölmüştü. Ortada toplumbilimi açısından büyük bir deney alanı vardı. Karmaşık psikolojik sorunları ile binlerce denek.

Depremle yaşamayı öğrenmek? Acaba bu mümkün mü? Birçok yetkili ve yetkisiz kişiden duyduğumuz “depreme alışalım”, “tedbir alalım” sözleri ve insanlar üzerindeki etkileri. Peki insanlar aniden etraflarındaki her şeyi yerle bir edecek, ölümlere yol açacak bir felakete nasıl alışacaklar. Yazının ilerleyen bölümlerinde bu soruların cevaplarını tartışacağım.

Öncelikle söylenmesi gereken şudur: Depremin olup olmayacağı tartışılmamalıdır. Deprem olacaktır ve olası yer ve zamanlar bilim çevresi tarafından tahmin edilebilmektedir. Depremin olacağı fikrini kabul etmek depreme alışmak yolunda atılmış büyük bir adım olacaktır. Ayrıca bu hal çerçevesinde diğer etkileri tartışmak daha gerçekçi olacaktır.

Saniyeler süren deprem bizi çok sayıda sorunla baş başa bıraktı. Bunların belki de en yaygını “Akut Stres Bozukluğu”ydu. Her an deprem olabileceği fikrinin hakim olduğu bu korku sonucu kişiler aşağıdaki davranışlar içinde bulundular. Korkunu değişik boyutları oldu. Birkaçını sıralamak istiyorum.

 

Ø    Ø    Evlerinde ve kapalı mekanlarda duramama: Bir çok insanın karşılaştığı bu durum çeşitli insanlar üzerinde değişik tepkiler yapmaktadır. Örneğin kapalı bir mekanda çalışan insanlar dikkatlerini işe verememekte ve gereksiz gergin davranışlarda bulunmaktadırlar. Ev hanımları ise evde bulundukları zamanlarda yanlarında birilerini istemektedirler.

Ø    Ø    Kötü haber beklentisi içinde olma: Telefon çaldığında veya panik halde biri görüldüğünde kötü bir haber geleceğini zannederek telaşlanmak.

Ø    Ø    Hayvanların ani tepkilerinden değişik sonuçlar çıkarma: Depremlerin önceden tahmin edilmesi çalışmalarında üst sıralarda yer alan hayvanların tepkilerinin araştırılması bilgisinden hareketle ani ve değişik hayvan tepkileri insanlar üzerinde olumsuz etki oluşturmaktadır.

Ø    Ø    Her an deprem olduğunu zannetme: Deprem oluyormuş gibi telaşlanmak ve her an kontrol içinde olmaktır. Kontrol aracı olarak ta bulunulan ortamdaki asılı bulunan eşyalar kullanılır.

Ø    Ø    Yatak odasında uyuyamama: Deprem anında bulunulan ortamda tekrar deprem olur korkusuyla uyuyamamaktır.

Ø    Ø    Banyo yapamama: Çıplak olarak depreme yakalanma korkusu insanların banyo yapma periyodunu uzatmış ve banyodan koşar adımlarla çıkmalarına sebep olmuştur.

Ø    Ø    Gelecek beklentisinin kalmaması: Saniyeler içinde yok olanları gören insanlar bir an bütün yaptıklarının boş olduğunu düşünmüş gelecekten hiçbir şey beklememeye başlamışlardır. Yaşama sebebini bile sorgulamaya başlayan insanlar depresif bir psikoloji içine girmişlerdi.

Ø    Ø    İlgi Değişikliği: İnsanların ilgilerinde iki şekilde değişiklik oldu. Birincisi ilgi kaybı idi. Daha önceden zevkle yapılan bir işten artık zevk alınmamaya başlandı. İkinci ise olarak aşırı ilgi. Bu da beraberinde hassaslığı getirmektedir.

 

Bunlar yaşadığımız korkulara birkaç örnektir ve arttırılabilir, ancak gerçek olan bu korkuyu hepimizin yaşadığıdır. Bu korkuyu yaşayamayan iki tür insan vardı ülkemizde; biri depremi hissetmeyenler, diğeri ise depremin en çok yıkım yaptığı bölgelerde yaşayanlardı, çünkü orada bulunan insanların daha önemli bir sorunu vardı: yitirdikleri kardeşleri, anneleri, çocukları kısacası yakınları. Yüreği yıkık bir insanın üzerine ev yıkılsa ne olurdu ki? Diğer taraftan zaman geçtikçe ruh hali değişiyor ve insanlar içinde bulundukları durumu yavaş yavaş kavramaya başlıyorlardı. Bir taraftan yalnızlık, unutulmuşluk diğer taraftan gelecek kaygısı. Bunlar depremzede insanlarımızın hisleri. Deprem zamanı yardımların yağdığı ve her gün üzerlerinde onlarca psikolojik araştırmaların yapıldığı insanlar artık yalnızlardı...

Depremden etkilenen gruplardan kısaca bahsetmek istiyorum.

1.    1.    Çocuklar: Kuşkusuz en büyük çöküntüleri yaşayanlar çocuklar olmuştu. Çocuklardaki sorunlar altını ıslatma, kabus görme, uyumaktan korkma ve içine kapanık bir hale gelme şeklinde görülebilir. Bu sorunların giderilmesi için yapılabilecekler uzmanlar tarafından aşağıdaki şekilde önerilmektedir.

a.     a.     Çocuklarınızın yanında mümkün olduğu kadar kendi duygularınızı kontrol altında tutun ve onları mevcut durumla ilgili olarak bilgilendirin. Bilgilendirme onların algı düzeylerinde olsun.

b.     b.     Onları rahatlatmak için daha fazla zaman ayırın. Ona sıcacık bir sarılış ve şefkat gösterme onun içindeki korku buzlarını eritecektir. 

c.     c.     Gerginliklerini azaltmak amacıyla onlara oyun imkanları sağlayın. Bazen onlarla oynayın. Gerekirse birlikte evcilik gibi oyunlar oynayın. 

d.     d.     8-9 yaşından büyük çocukların sizinle ayrıntılı olarak yaşadıklarını paylaşmasını sağlayın. 

e.     e.     Sık sık onları sevdiğinizi söyleyin ve sevginizi fiziksel olarak gösterin. Onları öpün ve sarılıp bir süre sizin sıcaklığınızı ve yanlarında olduğunuzu hissettirin.

f.      f.      Yemek yemek ve uyumak gibi faaliyetleri mümkün olduğunca zamanında yapmalarını sağlayın. Bu onların olağan yaşama dönmelerini kolaylaştıracaktır.

2.    2.    Öğrenciler: Öğrenci, bir çocuk için gelen ek sıfattır. Aynı zamanda bir çocuk olarak değerlendirilmelidir. Çocuklar için önerilenler öğrenciler için de kabul edilmeli ve uygulanmalıdır. Ayrıca öğrencilerin sorunlarının giderilmesi için öğretmenlere de önemli görevler düşmektedir. Öğrenciler ev ve mahallenin yanı sıra başka bir sosyal çevrenin de içindedir, Okul. Bu sebepten dolayı değişik problemler ortaya çıkabilir. Psikoloji biliminde bireyin varlığını doğrudan tehdit ve tüm yaşamını alt üst eden, ani olarak ortaya çıkan ve korku veren her yaşantı olarak tanımlanan travma öğrenciler de dahil olmak üzere bir çok insanın problemi oldu depremden sonra. Buna ek olarak öğrenciler ruh ve beden sağlığını tehlikeye atan depresyona karşı çok dikkatli kontrol altında tutulmalıdır. Depresyon belirtileri farklıdır ve diğer problemlerden ayırt edilebilir. Bunlar yoğun bir hassasiyet, iştah kaybı, dikkati toplamada güçlük, yaşamdan alınan zevk ve yaşama olan ilginin önemli ölçüde azalması, yorgunluk, enerji kaybı, kendini değersiz bulma, suçluluk duyguları, umutsuzluk ve intihar düşünceleridir. Bu noktada öğretmenlerin dikkatli olması gereken noktalar vardır. Öğretmenler depresyon ile ilgili sayılan belirtilerle ilgili öğrencileri takip etmeli ve gerekli işlemleri yapmalıdırlar. Bu işlemlerin başında öğrenci ile irtibat kurmak gelmektedir. Konuşarak halledilebilecek problemler öğretmen ve öğrenci arasında halledilmeli eğer halledilemiyorsa problem profesyonellere aksettirilmelidir.

3.    3.    Kadın: Bir çok kadının hakimiyet alanı olan evlerinin yok olduğu deprem kadınlar için değişik anlamlar ifade ediyordu. Şok üstüne şok yaşayan kadınların prefabrik evleri çok çabuk benimsemeleri psikoloji bilimi tarafından hiç de yadsınamayacak bir olaydı, çünkü hakimiyet alanlarına kavuşmuşlardı kadınlar. Ve kalıcı konutlara geçmeleriyle eski normal yaşantılarına yaklaşma yolunda bir adım daha atmışlardı.

4.    4.    Erkek: Erkek için ise deprem çok yönlüydü. Evini kaybetmenin yanında işyerini, iş arkadaşlarını, kahve arkadaşlarını ve işini kaybetmişti. Hiç yapmadığı gibi gündüz vakti prefabrik evinin bir köşesinde oturuyor ve kahvesini yudumluyordu. Ayrıca bir çoğu işyerlerinin akıbetini görmek için işyerlerinin olduğu bölgeye gitmemişlerdi bile. Zaman geçtikçe yavaş yavaş bir iş bulanların sayısı artıyordu, fakat hiçbir şey eskisi gibi değildi. Eskiden kendi işi olan bir sürü insan şimdi başkalarının yanında çalışmaya başlamışlardı.

Deprem evleri değil yuvaları yıkmıştı. Dağılan aileler çadırlardan alınıp adeta prefabriklere serpiştirilmişti. Prefabrikler çadırlardan daha çok eve benziyorlardı. Ayrıca site şeklinde kurulan prefabrikler bir mahalle ortamı oluşturmuştu. Sosyal sınıfları alt üst eden depremin ardından, prefabrikler insanların ekonomik ve sosyal farklılıklarının olmadığı bir mahalle oluşturmuştu. Denk hale gelen insanlar komşuluğun tadını doya doya çıkartıyorlardı. Kalıcı konutların bir kısmı tamamlanıp sahiplerine törenle teslim edilmişti. Çadır ve prefabriklere göre daha rahat koşulları vardı kalıcı konutların. Düzenli bir elektrik, sorunsuz çalışan kanalizasyon ve en önemlisi de güven vardı bu konutlarda. Güven umuda güç veriyordu, umut ta yaşama inancına.

İnsanlar kalıcı konutlarda oturuyorlar, acaba bu depreme alışabildiklerinin bir göstergesi mi? Hayır bu bir gösterge değil. Olası bir depremde o bölgedeki insanların tepkileri çok değişik olacak. Yıkılmayacak evlerde oturanların güveni bir kat daha artacak. Ancak evleri yıkılacak insanların hayatla olan bağlantıları bir hayli zayıflayacak. Umarım kalıcı konutlar depreme dayanıklıdır. Çünkü deprem hep bizimle olacak...

İstanbul için ise durum tamamen farklı. Üst üste ve düzensiz bir şekilde yapılmış evler, dört bir taraftan kopup gelmiş insanlar rengarenk bir cümbüş oluştursa da depreme karşı hiç de güvenli bir yapı oluşturmadıkları kesin. Yapılaşmasının % 60’ının kaçak olduğu resmi makamlarca açıklanan İstanbul’un alt yapısı da mükemmel sayılmaz. Olası bir depremin İstanbul’a ve İstanbullulara büyük hasar vereceği muhakkak. Görüleceği gibi hasar hem cana hem da mala gelecektir. Gelebilecek hasarın kıyasını sizlere bırakıyorum... TEDBİR almak için çok vaktimiz yok. Yapılaşmamızı düzenli bir hale getirmeli ve mevcut binalarımızı sağlamlaştırmalıyız. Ancak o zaman depreme ALIŞABİLİRİZ.

 

Sorularınız için : aksari@boun.edu.tr (2001)

 

 

KAYNAKLAR

ü      ü      Türk Psikologlar Derneği, www.psikolog.org.tr

ü      ü      Hacettepe Üniversitesi, Tez Özetleri Arama Sayfası, http://tezarama.hacettepe.edu.tr/

ü    ü    Ortadoğu Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Tez Özetleri Arama Sayfası, http://www.metu.edu.tr/home/wwwsbe/thabs/thabs.html